PM Sonuç Metni: Yurtta Mücadele, Dünyada Mücadele

Emperyalist kapitalist dünyanın buhranları dünya halklarını ateşe atmaya, dünyanın her bir noktasına yıkım dayatmaya devam ediyor. ABD imparatorluğunun faşist, ırkçı ve saldırgan figürü Donald Trump dünyayı tehdit etmeye devam ediyor. Venezuela operasyonunun ardından Latin Amerika’ya yönelik saldırganlığında yeni yönelimlere giren Trump öncülüğündeki iktidar bloku şimdi de Küba’ya yönelik kuşatma ve abluka planları yapıyor. Küba’da insani kriz yaratmak için petrol sevkiyatını durdurmaya çalışan emperyalist haydutlar bir yandan da Kolombiya’da solcu devlet başkanı Gustavo Petro’ya yönelik provokasyonlar ve suikast girişimleri planlıyor.

Diğer yandan Orta Doğu’ya atadıkları sömürge valisi, çocuk istismarı faili Tom Barrack ve İsrail’deki Siyonist suç şebekesi eliyle Orta Doğu’da devletleri tasfiye ettikleri, yerine devlet olmayan devletlerin, eli kanlı suç çetelerinin, kaosun ve istikrarsızlığın hüküm sürdüğü bir yeni dönem açmak istiyorlar. İran’a yönelik her an kanlı bir savaşa girişeceklerine dair tehdinin yanı sıra Suriye halklarına da geleceksizlik, kaos, istikrarsızlığın yanı sıra, mezhepçi ve milliyetçi bir rejim dayatıyorlar.

İçeride ise faşist yürüyüşlerinde göçmen polisi ICE eliyle devlet terörünün şiddetini artırarak oluşan anti-faşist halk muhalefetini ezmeye çalışıyorlar. Minnesota’da başlayıp ardından tüm ABD’ye yayılan eylemler neticesinde şimdilik istedikleri terör ortamını yaratamadıkları gibi kamuoyu yoklamalarında da desteklerinin azaldığı görülüyor.

Görünüşe göre emperyalist terör doktrinlerinde de faşist inşada da muvaffak olamayacaklar. Halklara dayattıkları karanlık dünyaya yönelik itirazlar yükseliyor ve suç çetesi de bir yandan kendi gücünün sınırlarına çarpıyor.

Emperyalist kampın bir diğer ayağı olan AB’de de benzer çelişki ve krizler söz konusu. Trump yönetiminin AB’ye dayattığı tahakküm, AB’yi daha özerk yönelimlere zorlasa da askeri, ticari, teknolojik ve enerji ihtiyacı konusundaki bağımlılık transatlantik gerilimin bir kopuşla sonuçlanmasını önlüyor. AB liderleri Davos ve Münih Güvenlik Zirvesi’nde radikal ve cesur konuşmalar yapsalar ve daha fazla askeri sanayi yatırımları yapma kararları alsalar da bağımlılıkları nedeniyle bu kopuşu gerçekleştirmekte zorlanıyorlar. Emperyalist dünyanın bu iç çelişkileri içerisinde bulundukları hegemonya krizini daha da zorlu kılıyor. Batı emperyalist bloğu açmazlarını kısa vadede çözecek bir konumda değil.

Bölgemizde ise Suriye bizzat emperyalist batı ve bölgesel işbirlikçiler tarafından dizayn edilmeye devam ediyor. Belirsizlik, kaos ve istikrarsızlık Suriye halklarına dayatılıyor. Suriye halklarının en büyük umut kaynağı olan Rojava, emperyalistlerin ve bölgesel güçlerin ortak kararıyla boğulmaya çalışılıyor. Rojava’da hayat bulan halkçı demokratik düzen ABD’nin, AB ülkelerinin, Türkiye ve İsrail’in ortak mutabakatıyla tasfiye ediliyor.

Ülkemiz sınırları içerisinde yaşadıklarımız ise dünyadaki gelişmelerden bağımsız değil. Dünyadaki faşizmin yükseliş trendine uygun olarak ülke sınırları içerisinde yükselen faşizm yine çelişkili ama kararlı ve militan bir şekilde yol yürümeye devam ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2024 yerel seçimleriyle birlikte iyice belirginleşen yükselişini önlemek amacıyla girişilen saldırılarla, CHP’nin başına kayyım atandığı, var olan yönetim kadrosunun etkisiz hale getirildiği ve Erdoğan’ın rakipsiz kaldığı bir ortamda erken bir seçim kurgusu amaçlanıyor. Bu amaçları gerçekleştirerek ülkeyi deyim yerindeyse “seçimsiz seçim”e götürmek amacıyla kabine değişikliği yapıldığı anlaşılıyor. Rejimin en kritik iki bakanlığına son derece militan ve gözü kara iki ismin atanmasının anlamı budur.

Diğer yandan Kürt halkının iradesinin devletle yürüttüğü müzakerelere yönelik gerici bir reaksiyon gösteren ve ekonomik soygunun yarattığı öfkeyi buraya kanalize eden ırkçı partilerin bir güç alanı oluşturmaya başladıkları ve ırkçılığı tırmandırarak kendilerine toplumsal taban yaratmaya çabaladıkları anlaşılıyor.

Sosyalist hareketin krizi ise derinleşerek devam ediyor. Ekonomik soygunun, yoksullaştırmanın, enflasyon yoluyla mülksüzleştirmenin, yağmalamanın hükümranlığı altında ezilen halk nezdinde bir alternatif yaratılamaması krizleri derinleştiriyor. Geleneksel tutumların ön açıcı olmak yerine ayak bağı olmaları; solun işçi sınıfının yeni kompozisyonu ile antikapitalist alanların zenginliğini kavramaktan, örgütlemekten uzak tutumları sosyalist solun tasfiyesini hızlandırmıştır. Bir alternatifin inşasına yönelmekten ziyade dükkancı/küçük burjuva anlayışlarla hareket edilmesi bu tasfiyenin bir diğer nedenini oluşturmaktadır.

Sosyalist hareketin yoğun 3 aylarına girdiğimiz bugünlerde, 8 Mart’tan 1 Mayıs’a kitlesel ve devrimci halk hareketleri için her zamankinden daha  büyük bir çaba içerisine girmemiz gerekiyor. Bu yıl, NATO ve iklim düşmanı COP zirvelerinin gerçekleşeceği ülkemizde yıkım ve kaos üreten emperyalist kapitalist düzene karşı öfkenin örgütlenmesi için mücadeleyi büyüteceğiz.